Brand logo light

Bursa Nutku Tam Metin

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Bursa Nutku"
Mustafa Kemal Atatürk'ün "Bursa Nutku" İddiaları doğru mu?

Bursa Nutku Üzerine: Tarihî Bir Konuşmanın Arka Planı Son zamanlarda sosyal medyada yaygınlaşan ve asıl amacının toplumu ayrıştırmak olduğu ve iç karışıklığa sebep veren yanlış bir girişim olduğu konuşulan ve tartışılan “elle, taşla, sopa ve silahla” içerikli “Bursa Nutku” halk tarafından, Atatürk böyle bir söylemde nasıl bulundu diye sorgulanmalara başlandı. Bu nutkun iç karışıklıklara ve iç savaşa kadar gidebileceğini ve binlerce ocağın sönebileceği bir nutuk olduğu düşünülen ve bir devlet liderinin buna sebep olmaması gerektiğini düşünen Türk halkı bu olaya inanmak istememektedir. 6 Şubat 1933 akşamı, Bursa’da Mustafa Kemal Atatürk ve beraberindeki heyet için düzenlenen bir akşam yemeğinde yapıldığı iddia edilen ve kamuoyunda "Bursa Nutku" olarak bilinen konuşma, hem tarihsel hem de siyasal açıdan önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu konuşmanın, Bursa’da Türkçe ezan okunmasına karşı gerçekleşen protestolar üzerine Atatürk’ün duyduğu rahatsızlıkla ortaya çıktığı ileri sürülür. Söz konusu konuşma, ilk kez olaydan 14 yıl sonra, gazeteci Rıza Ruşen Yücer’in 1947 tarihli "Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra" adlı eserinde yayımlanmıştır. Ancak konuşmanın kamuoyu tarafından geniş biçimde duyulması, 20 Haziran 1949’da İzmir'de gerçekleştirilen Demokrat Parti 2. İl Kongresi’nde Celal Bayar’ın metni Şeref Balkanlı’ya okutmasıyla gerçekleşmiştir. Bu tarihten itibaren Bursa Nutku sıkça gündeme gelmiş, hem tarihsel gerçekliği hem de içeriği açısından geniş çaplı tartışmalara yol açmıştır. Konuşmanın gerçekten Atatürk tarafından yapılıp yapılmadığı konusunda farklı iddialar ortaya atılmıştır. Bazı çevreler, metnin Atatürk’e ait olmadığını ve bu tür ifadelerin kamu düzenini zedeleyebilecek unsurlar taşıdığını ileri sürmüşlerdir. Hatta metni bastıran ve yayan kişiler hakkında “halkı kanunlara karşı kışkırtma” suçlamasıyla hukuki süreçler başlatılmıştır. Ancak yargı süreci kapsamında Türk Tarih Kurumu’na yapılan resmi başvuru neticesinde konuşmanın gerçek olduğu sonucuna varılmış, ayrıca dönemin gazetelerinde de konuşmaya ilişkin haberlere rastlanmıştır. Bursa Nutku’nun bağlamı, Cumhuriyet’in erken döneminde yürütülen dinî reform çalışmalarıyla yakından ilişkilidir. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde Azınlık gayrimüslimlerin Arapçadan rahatsız duymalarıyla başlayan ibadet dilinin Türkçeleştirilmesi tartışmaları, Cumhuriyet’in laikleşme politikaları kapsamında somut uygulamalara dönüştürülmüştür. Bu çerçevede, 1932 yılının Ramazan ayında Türkçe ezan okunması yönünde bir uygulama başlatılmış; ancak bu uygulama, toplumun bazı kesimlerinden sert tepkiler almıştır. Bu tepkilerin en belirgin olanı, 1 Şubat 1933’te Bursa Ulu Cami'de yaşanmıştır. O gün görevli müezzin, Türkçe ezan okumayı reddettiği için görevine gelmemiş, yerine cemaatten Topal Halil adlı bir kişi Arapça ezan okumuş, Tatar İbrahim adlı başka bir kişi ise Arapça kamet getirmiştir. Olay yerindeki bir sivil polisin müdahalesi sonrası cemaat içinden bir grup, tekbirler eşliğinde yürüyüşe geçmiş, Vilayet binası önünde Arapça ezanın tekrar serbest bırakılmasını talep etmiştir. Eylem polis tarafından dağıtılmış, çok sayıda kişi gözaltına alınmış, ardından bazı yargı ve din görevlileri görevlerinden uzaklaştırılmıştır.   Söz konusu yürüyüşün ardından Çekirge yolu üzerindeki bir köşkte verilen akşam yemeğinde, olayın gençler tarafından daha önce bastırılabileceği ancak emniyet ve adliyeye güven nedeniyle beklenildiği şeklinde bir yorum yapılması, Atatürk'ün büyük tepkisine neden olmuştur. Bu ifadenin ardından Atatürk’ün söz alan kişiyi keserek sert bir konuşma yaptığı ve bu konuşmanın daha sonra "Bursa Nutku" olarak anılmaya başlandığı ifade edilmektedir.   İŞTE HALK TARAFINDAN BÜYÜK TEPKİ ÇEKEN “BURSA NUTKU” “Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır.’ demeyecektir. elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, ‘polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir.’ diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. mahkeme onu yargılayacaktır. yine düşünecek, ‘demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.’ diyecek. onu hapse atacaklar. yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, ‘ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. araya girişimde ve eylemimde haklıyım. eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’ İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!”

Adminator Kasım 25, 2025 0
Kızılay Web Banner 950X100