II. ABDÜLHAMİD: BİR PANİSLÂMİST PADIŞAH VE MODERNLEŞME ARAYIŞI Doğumu ve İlk Yılları II. Abdülhamid, 21 Eylül 1842 tarihinde Osmanlı padişahı Abdülmecid ile Tîrimüjgân Kadınefendi’nin oğlu olarak dünyaya geldi. Henüz on bir yaşındayken annesini kaybeden genç şehzade, babasının emriyle Piristû Kadınefendi’nin himayesine verildi. Eğitim hayatı özenle planlandı: Gerdankıran Ömer Efendi’den Türkçe, Ali Mahvî Efendi’den Farsça, Ferid ve Şerif Efendilerden Arapça dersleri aldı; Osmanlı tarihi Vak‘anüvis Lutfi Efendi tarafından öğretilirken, Edhem ve Kemal Paşalar ve Gardet isimli bir Fransız hoca tarafından Fransızca, Guatelli ve Lombardi isimli İtalyan eğitmenlerden ise müzik eğitimi aldı. Anne sevgisinden yoksun büyüyen Abdülhamid, babasının soğuk tavırları ve saraydaki ilgisizlik nedeniyle yalnız bir çocukluk geçirdi. Taht için uzak bir aday olarak görülmesi, saray halkının da ona mesafeli yaklaşmasına neden oldu. Ancak zekâsı ve politik kabiliyeti sayesinde Pertevniyal Kadınefendi’nin aracılığıyla Sultan Abdülaziz’in dikkatini çekebildi. Amcasının desteğiyle serbest bir eğitim ortamında yetişti; Maslak çiftliğinde tarım işleriyle ilgilendi, koyun besledi, madencilikle uğraştı ve borsa faaliyetleriyle kendi servetini oluşturdu. Tahta çıktığında servetinin 100.000 altını aştığı söylenir. Tahta Çıkışı ve Meşrutiyet Denemeleri 31 Ağustos 1876’da tahta çıkan II. Abdülhamid, Osmanlı Devleti’nin en buhranlı dönemlerinden birinde hükümdar oldu. Bosna-Hersek, Bulgar, Sırbistan ve Karadağ isyanları, mali darboğaz ve Rusya’nın “Şark Meselesi”ni fırsata çevirmeye çalışması ile devlet zorlu bir sınav veriyordu. Abdülhamid, halka yakın davranarak ve ordunun moralini yükselterek yönetimde kısa sürede güven kazandı. Seraskerlik Kapısı’nda subaylarla yemek yemesi, yaralıları ziyaret etmesi ve halkla birlikte ibadet etmesi, bu dönemin simgelerindendir. Yeni padişah, Midhat Paşa ve arkadaşlarının önderliğinde hazırlanan Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası olan Kānûn-ı Esâsî’yi 23 Aralık 1876’da ilân etti. Ancak Batılı devletlerin ağır müdahaleleri ve Sırbistan-Rusya çatışmaları, ilk meclis deneyimini sorunlu hâle getirdi. Midhat Paşa’nın görevden uzaklaştırılması ve meclisin 13 Şubat 1878’de süresiz tatil edilmesi, Abdülhamid’in anayasaya sadık kalırken, yönetimde etkin kontrol sağlama kararlılığını gösteriyordu. Dış Politika ve Diplomasi Abdülhamid, Osmanlı Devleti’nin dış politikada etkin ve bağımsız olmasını hedefledi. Berlin Antlaşması (1878) ile kaybedilen topraklar ve Kıbrıs’ın İngiltere’ye bırakılması, padişahın diplomatik becerisi ve stratejik sabrının sınandığı olaylardır. Avrupa’daki dengeleri takip ederek Osmanlı’yı büyük güçlerin çıkar çatışmalarının arasında korumaya çalıştı. İngiltere, Fransa ve Rusya gibi güçleri birbirine düşürmek, Osmanlı’nın bağımsızlığını güvence altına almak için sıkı bir denge politikası izledi. Pan-İslâmist politikalarıyla Müslüman dünyasında birliği sağlamak ve halifelik otoritesini güçlendirmek Abdülhamid’in öncelikleri arasındaydı. Bu çerçevede Çin’den Güney Afrika’ya kadar İslâm toplumlarına elçiler gönderdi, Hicaz Demiryolu gibi projelerle etkisini yaydı ve İslâmiyet’in Batı emperyalizmine karşı birleştirici güç olmasını hedefledi. İç Politika ve Modernleşme Çabaları Abdülhamid, ekonomik ve idari reformlarda titizdi. Dış borçların ödenmesi için Düyûn-ı Umûmiyye’yi kurdurdu; mali disiplin sağlayarak devlet hazinesini korudu. Eğitim alanında büyük adımlar attı: Medreselerin modern eğitim kurumlarına dönüştürülmesini sağladı, Mekteb-i Mülkiyye, Mekteb-i Hukuk, Sanâyi-i Nefîse Mektebi, Dârülfünun gibi yüksek okulları açtı. İlk ve orta öğretimi yaygınlaştırdı, köylere kadar ilkokullar açtırdı. Kütüphaneler, müzeler ve kültür merkezleri kurarak entelektüel yaşamı destekledi. Sanayi ve ulaştırma alanında önemli ilerlemeler kaydetti: Demiryolu hatlarını genişletti, elektrikli tramvaylar ve düzenli rıhtımlar inşa ettirdi. Ziraat Bankası ve Menâfi Sandıkları ile çiftçiyi destekledi, sanayi fabrikalarını modernleştirdi. Sağlık alanında Şişli Etfal Hastanesi gibi kurumlar kurarak toplumsal hizmetleri geliştirdi. Milliyetçilik, Türkçülük ve Eğitim Türklük şuuruna sahip bir padişah olarak, Osmanlı içindeki Türk unsuru ile ilgilenmiş ve dış Türklerle irtibat kurmuştur. Buharalı Şeyh Süleyman Efendi’nin Orta Asya’ya gönderilmesi, Türkçe eğitimin desteklenmesi ve tarihi türbelerin onarılması bu politikanın örnekleridir. Ayrıca, eğitimde yabancı dil öğretimini zorunlu kılarak kültürel kalkınmayı desteklemiştir. II. Meşrutiyet ve Saltanatın Son Yılları 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla Abdülhamid, anayasal rejime yeniden geçişi sağladı. Ancak bu süreç, imparatorluk içindeki etnik ve dini gruplar arasındaki çatışmaları artırdı. Balkanlarda, Girit’te ve Bulgaristan’da bağımsızlık hareketleri hız kazandı. Abdülhamid, merkezi otoriteyi korumak ve Osmanlı topraklarını savunmak için diplomasi ve iç güvenlik önlemleriyle hareket etti. Saltanatının son yıllarında Abdülhamid, modernleşme, eğitim ve altyapı projelerine devam ederken, uluslararası dengeleri dikkatle takip ederek Osmanlı Devleti’nin varlığını sürdürmeye çalıştı. Onun döneminde imparatorluk, ekonomik, kültürel ve idari alanlarda önemli adımlar atmış, ancak iç ve dış baskılar nedeniyle sürekli bir denge mücadelesi vermiştir. Sonuç ve Miras II. Abdülhamid, Osmanlı tarihinin en karmaşık dönemlerinden birinde hüküm sürmüş bir padişahtır. Pan-İslâmist politikaları, eğitim ve kültür alanındaki reformları, ekonomik ve dış politika stratejileri ile hem Osmanlı devlet geleneğini sürdürmüş hem de modernleşme yolunda önemli adımlar atmıştır. Saltanatındaki sert yönetim biçimi ve merkezi otoriteyi güçlendirme çabaları, günümüzde farklı yorumlarla değerlendirilmektedir. Ancak tartışmasız olarak, onun mirası Osmanlı Devleti’nin modernleşme ve ulusal bir kimlik kazanma sürecine önemli katkılar sağlamıştır. Sultan Abdülhamit han Türk kılığına girmiş Türk düşmanları bazı paşalar tarafından darbe ile indirilince kan akmaması için direnmemiştir. Kendisini darbe ile tahtan indiren paşalar arasında bir tane Türk olmadığı söylenir. Bunlar bugünün İsrail devletini kurmak için hazırlık yapan Sabetayist Yahudilerden başkası değildi. O dönemde Sultan Abdülhamit Han’a olan en büyük kinleri; Sultan Abdülhamit’in Filistin’i bu sapkın azınlıklara vermemesi idi. TEVHİD-İ EFKAR - KAYNAK - HABER - GAZETE - İÇERİK - Tevhîd-i Efkâr, Tevhidi Efkar, Tevhid-i Efkar