Brand logo light

Şapka kanunu

Şapka, Uçaktan da Musul'dan da Öncelikliydi
Şapka, Uçaktan da Musul'dan da Öncelikliydi

Şapka Dayatması: Ya şapka ya idam! Şapkanın basit bir başlık olmadığını bilen Müslüman halk, Türkiye’nin birçok şehrinde “Şapka takmak istemiyoruz!” diyerek tepkisini ortaya koymuştu. Fakat devlet bu konuda oldukça kararlıydı. Polis ve jandarma, köprübaşlarında, yol ayrımlarında şapka denetimi yapıyor; fesli vatandaşlara müdahale ediyor, zaman zaman silah bile kullanıyordu. Çeyrek asırdır "Tek Adam"ın yönettiği Türkiye’de bakın neler yaşanıyordu! 4 Şubat 2021 tarihinde Çorum Valisi Mustafa Çiftçi'nin, “şapka mağdurları”nın sembol ismi İskilipli Atıf Hoca’yı anma etkinliğine katılması, CHP tarafından sert eleştirilmiş ve “toplumu kutuplaştırma” girişimi olarak tanımlanmıştı. CHP Milletvekili Tufan Köse, bu ziyareti “Suç ve suçluyu övmektir, suçtur” sözleriyle değerlendirmişti. Ancak ardından, “artık değiştik” söylemini benimseyen CHP’nin Kastamonu Belediyesi, “Şapka İnkılabının 99. Yıldönümü Şenliği” düzenlemişti. Sekiz gün süren bu organizasyonun yüksek maliyeti bir kenara, CHP’ye gönül vermiş “şartsız bağışçılar” sayesinde maddi yönü kamuoyundan kaçırıldı. Fakat halkın vicdanında yara bırakan, hafızalardan silinmeyen bu baskıcı uygulamanın, âdeta bir düğün havasında kutlanması; nasıl bir “değişim” anlayışının ürünüydü? O halde CHP’nin bu “şenlik” ile neyi kutladığını hep birlikte inceleyelim: 27 Ağustos 1925 günü Kastamonu gezisi sırasında konuşan Mustafa Kemal, Türk halkının giyim tarzını “altı kaval, üstü şişhane” benzetmesiyle küçümsemiş ve yeni kıyafet anlayışını şu şekilde tarif etmişti: “Ayakta kundura, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, ceket ve tabii ki bütün bunları tamamlayan siperlikli bir başlık...” Elindeki Panama şapkasını sallayarak, sözlerini daha da netleştirmişti: “Bu serpuşa şapka denir. Buna caiz değil diyenler var. Arkadaşlar, bu yöneliş mecburidir. Bu kadar büyük bir hedef için gerekirse bazı kurbanlar vermek gerekir. Bu önemsizdir!” — [1] Nimet Arslan, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II CHP kadroları bu mesajı açıkça almıştı. 1 Eylül günü Kastamonu’dan Ankara’ya dönen Mustafa Kemal’i karşılayan tüm devlet görevlileri şapka takmıştı. Bu manzarayı gören Mazhar Müfit bile şaşkınlığını gizleyememişti: “Paşa Kastamonu’dan döndüğünde gözlerime inanamadım. Paşa tamam da… Diyanet İşleri Başkanı bile fötr şapka giymişti.” — [2] Mazhar Müfit Kansu, Atatürk’le Beraber Hemen ertesi gün, şapka giymeyi zorunlu kılan 2431 No’lu Bakanlar Kurulu kararı yayımlandı.   “Nesiller Değişinceye Kadar Sıkı Tutmak Lazım!” Devlet, bu konuda işi oldukça sıkı tutuyordu. 22 Ekim 1925’te İzmir dönüşünde Mustafa Kemal’i karşılayan Başbakan, bakanlar, milletvekilleri ve memurların tamamı talimat doğrultusunda şapkalıydı. İstasyondan Meclis’e kadar dizilen tören grubu da Paşa’yı bu yeni başlıkla selamlıyordu. Ancak Anadolu’nun farklı bölgelerinde tablo başkaydı. Yıllarca süren savaşlardan yorgun düşmüş, yoksullukla mücadele eden millet, bu dayatma karşısında neye uğradığını şaşırmıştı. Şapkanın sıradan bir başlık olmadığını bilen Müslümanlar, “Şapka giymek istemiyoruz!” diyerek protestolara başlamıştı. Buna karşın devlet geri adım atmıyor, polis ve jandarma, kavşaklarda ve köprü başlarında şapka denetimleri yaparak feslileri hedef alıyor, şiddet uyguluyordu. Mustafa Kemal, bu tepkilerin farkındaydı. Bir karşılamada Başbakan’a, “Yobazların şapka konusundaki tutumu nedir?” diye sormuş; İsmet Paşa’nın, “Sinmiş durumdalar, mecburen kabullendiler” cevabına karşılık şu uyarıda bulunmuştu: “Nesiller değişene kadar bu sıkı tutulmalıdır!” — [3] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş ve Sonrası   Şapka, Uçaktan da Musul'dan da Öncelikliydi Aynı günlerde İzmir’de, İstiklal Madalyalı Vecihi Hürkuş, kendi ürettiği uçak için uçuş izni talep etmiş; ancak “Devlet bu tayyarenin teknik özelliklerini değerlendirecek durumda değil” cevabını almıştı. Hürkuş, 15 dakikalık başarılı bir uçuşla yeteneklerini kanıtlamıştı. Ancak izinsiz uçtuğu gerekçesiyle hapis cezası verilmiş ve uçağı da elinden alınmıştı! Yine o günlerde İngiltere Musul’a el koyarken, Adalet Bakanı Mahmut Esat’ın öncelik listesinde şapka ilk sıradaydı. Mustafa Kemal’in kendisine danıştığı o kritik anda şu cevabı verdiği anlatılır: “Şapka giymek, bu millet için Musul’u fethetmekten daha önemlidir.” — [4] M. Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali Bütün bu baskılara rağmen halktan gelen itirazlar dinmeyince, 671 sayılı kanun hazırlanarak 25 Kasım 1925’te kabul edildi. Bu süreçte bazı milletvekilleri, yasa teklifinin insan haklarına aykırı olduğunu belirtmişse de, sonuç değişmedi. Artık şapka giymeyi reddeden herkes İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanacaktı. — [5] TBMM Zabıtları   Anadolu'da eşi benzeri görülmemiş zulüm Anadolu'da yaşanan şapka zulmünün boyutları tahminlerin ötesindeydi. Jandarma güçleri, özellikle cami önlerinde konuşlanarak şapkasız çıkanları yaka paça karakola götürüyordu. Sivas’ta yasa karşıtı afiş hazırlayanlar, bunları duvara asanlar ve “düşünce birliği yaptığı” iddia edilen kişiler bile tutuklanmıştı. Rize, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Amasya, Samsun, Tokat, Trabzon ve Gümüşhane gibi şehirlerde yüzlerce Müslüman İstiklal Mahkemeleri’nin acımasız kararlarına maruz kalmıştı. Bu mahkemelerde görev yapan CHP’li milletvekilleri, yüzlerce insanı idama mahkûm etmişti. Tüm bu hukuk dışı kararları burada tek tek sıralamak mümkün değil. Ancak bu zulmün simgesi hâline gelen İskilipli Âtıf Hoca’nın yaşadıkları, başlı başına bir ibret vesikasıdır.   Giresun'da Beraat, Ankara'da İdam! İskilipli Mehmed Atıf Hoca’nın 1924’te yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı risalesi, Maarif Vekâleti’nin izniyle yayımlanmıştı. O dönemde henüz “Şapka Kanunu” yürürlükte değildi. Hatta şapka giyenlere bile soruşturma açılıyordu. İstiklal Savaşı’na ciddi katkılarda bulunan Atıf Hoca, kanunun çıkmasından hemen sonra, 7 Aralık 1925 akşamı, İstanbul’daki evinden gözaltına alındı. Bir haftalık sorgulamanın ardından 14 Aralık’ta Giresun’a sevk edildi. — [6] Sadık Albayrak, DİA İstiklal Mahkemesi, Atıf Hoca’yı risaledeki ifadeleri nedeniyle “tahrik” ya da “teşvik” suçlamalarıyla yargıladı. Ancak suç unsuru bulunamayınca beraat kararı verdi. Tam serbest bırakılmak üzereyken “Ankara’ya gönderilsin” emri verildi. — [7] Derin Tarih, Kasım 2013 Asıl mesele, Atıf Hoca’nın hilafet savunusuydu. Ankara’daki ikinci mahkemede Kel Ali, Kılıç Ali ve Reşit Galip’in sorularına karşı etkili bir savunma yapan Atıf Hoca, şu çarpıcı diyaloğu yaşamıştı: Kel Ali: “Başındaki bez parçasını çıkar, onun yerine bu şapkayı tak. Böylece idamdan kurtulursun.” Atıf Hoca: “Arkanızdaki Türk bayrağı da bir bez parçasıdır. Onu indirip yerine İngiliz bayrağı mı asalım?” Bu cevabın ardından Kel Ali, öfkeyle şöyle demişti: “Bu mahkemenin temyizi yok, bunu biliyorsun değil mi?” 3 Şubat’ta savcı, yalnızca üç yıl kürek cezası istemesine rağmen mahkeme, “Cumhuriyeti tağyir” gibi muğlak gerekçelerle Atıf Hoca hakkında idam kararı verdi. — [8] Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları, 1926 4 Şubat 1926 sabahı, Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi ile birlikte idam edildi. İnfazdan hemen önce başına zorla şapka geçirilmiş, bu durum onun için idamdan bile ağır bir hakaret olmuştu. Her iki mübarek insanın naaşı, ibret olsun diye üç gün boyunca darağacında bırakıldı. Kastamonu’da yapılan konuşmada öngörülen “kurbanlar”, İskilipli ve Dağıstanlı başta olmak üzere 78 kişiyi bulmuştu. Bugün bazı Kemalist çevreler hâlâ “Kimse şapkadan dolayı asılmadı” diyerek kendilerini savunmaya çalışıyor. Evet, hiçbir mahkeme kararında “şapkaya muhalefet” ifadesi geçmiyor olabilir. Ama halk da, tarih de biliyor ki, bu insanların tamamı “şapka kurbanı”dır. İşte CHP, bugün bu “şapka kurbanları”nı kutlamak için “şenlik” düzenliyor. Ne garip bir ironi! Ve daha da acısı, günümüzde bazı muhafazakâr erkeklerin kasket sevdası, kimi kadınların başörtü üzerine taktığı moda serpuşlar; Atıf Hoca gibi hayatını bu inanç uğruna feda edenlerin kemiklerini sızlatıyor.

Adminator Kasım 26, 2025 0
Kızılay Web Banner 950X100